el-ele-hep-birlikte-yurursek

EL ELE HEP BİRLİKTE YÜRÜRSEK…

Hayat bir yarış değil; aynı yolda birbirimize yoldaş olma meselesidir.

Ne zaman bu kadar yorulduk?

Belki de bu soruyu kendimize sormanın zamanı çoktan geldi. Her sabah yeni bir güne yetişme telaşıyla uyanıyoruz. İşler, sorumluluklar, hesaplar, beklentiler… Gün bitiyor, ama yapılacaklar bitmiyor. Bir yerlere yetişmeye çalışırken bazen kendimize yetişemiyoruz.

Koşuyoruz…

Daha hızlı olmak, daha çok kazanmak, daha çok başarmak, daha önde olmak istiyoruz. Fakat bütün bu koşuşturmanın içinde çok önemli bir şeyi unutuyoruz:

Birbirimizi…

Oysa hayat, kimin daha önce vardığının hesabını tutan bir yarış değil. Hayat, aynı yolda yürürken birbirimize ne kadar iyi yoldaş olabildiğimizle anlam kazanıyor.

Hepimiz yorulduk…

Kimi hayatın ekonomik yükünden, kimi yalnızlıktan, kimi geçmişin bıraktığı izlerden… Kimi söyleyemediği sözlerin ağırlığını taşıyor, kimi kimseye anlatamadığı bir acıyla yaşıyor. Üstelik çoğumuz, bütün bunları sessizce yapıyoruz. Gülümsüyoruz.

“İyiyim” diyoruz.

Oysa bazen hiç iyi değiliz. Sadece güçlü görünmeye çalışıyoruz. İşte tam da bu nedenle, birbirimize karşı daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü karşımızdaki insanın hayatında hangi savaşı verdiğini bilmiyoruz. Bir insanın yüzündeki tebessüm, onun bütün dertlerini geride bıraktığı anlamına gelmez. Bazen en büyük fırtınalar, en sessiz insanların içinde kopar. Eskiden birbirimizin kapısını daha sık çalardık. Bir tas çorbayı paylaşır, bir bardak çayın etrafında saatlerce konuşurduk. Komşunun derdini kendi derdimiz, sevincini kendi sevincimiz bilirdik. Şimdi ise aynı apartmanda yaşayıp birbirimizin adını bilmediğimiz zamanlar oluyor. Aynı sokaktan geçiyor, birbirimizin yüzüne bakmadan yolumuza devam ediyoruz. Teknoloji bizi birbirimize bağladı sanırken, belki de farkında olmadan aramıza görünmez duvarlar ördük. Oysa insanın insana ihtiyacı hiç değişmedi.

Hâlâ bir selama ihtiyacımız var…

Hâlâ bir dostun sesini duymaya…

Hâlâ bir omuza başımızı yaslamaya…

Belki de en çok, birinin bize bütün samimiyetiyle: “Merak etme, ben buradayım” demesine ihtiyacımız var. Bazen birkaç kelime, insanın yeniden nefes almasına yeter. Hepimizin yolu aynı değil… Kiminin yolu düz, kimininki yokuş… Kimi hızlı yürüyor, kimi attığı her adımda geçmişinden bir yük taşıyor. Bu yüzden önde giden, arkasına dönüp bakmalı.

Belki geride kalan sadece yorulmuştur…

Belki ayağına bir taş batmıştır…

Belki yolunu kaybetmiştir…

Belki de kimsenin kendisini beklemediğini düşünerek sessizce kenara çekilmiştir. İşte o anda dönüp ona: Gel, seni bekliyoruz. diyebilmek gerekiyor. Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştirmek için büyük işler yapmanız gerekmez. Sadece onu fark etmeniz yeter.

Güçlü olmak, her zaman en önde yürümek değildir.

Bazen güçlü olmak, yavaşlayıp bir başkasını bekleyebilmektir.

Bazen kazanmak, başkasının kaybetmesine izin vermemektir.

Bazen başarı, herkesten önce hedefe ulaşmak değil; kimseyi geride bırakmadan yolun sonuna ulaşmaktır. Bunu hayatımızın her alanında hatırlamamız gerekiyor.

Ailede…

Dostlukta…

Komşulukta…

İş hayatında…

Toplumda…

Birbirimizin yükünü biraz olsun paylaşabilirsek, hayatın ağırlığı da azalacaktır. Çünkü insanın sırtındaki yük, paylaşıldığında hafifler.

Bir acı anlatıldığında küçülür…

Bir sevinç paylaşıldığında büyür…

Bir umut başka bir kalbe dokunduğunda çoğalır…

Elbette önümüzde her zaman güzel günler olmayacak.

Bazen yine karanlık geceler yaşayacağız…

Bazen planlarımız bozulacak…

Bazen beklemediğimiz kapılar yüzümüze kapanacak…

Bazen yeniden yorulacağız…

Ama karanlığın içinde yürürken yanımızda birinin olduğunu bilmek bile insana güç verir. Çünkü insan yalnızken karanlıktan daha çok korkar. Yanında bir dost olduğunda ise karanlık aynı karanlık değildir. Birlikte yakılan küçücük bir ışık bile koca bir yolu aydınlatabilir. Belki de artık birbirimize karşı biraz daha merhametli olmanın zamanıdır.

Daha az yargılayalım…

Daha çok dinleyelim…

Daha az kırılalım, daha çok onaralım…

Her insanın görünmeyen bir hikâyesi olduğunu unutmayalım. Bir insanın bugün neden böyle davrandığını anlamak için, belki de onun dününü bilmek gerekir. Hepimizin yarası başka olabilir. Ama yorulduğumuz yer çoğu zaman aynıdır: Anlaşılmamak Bu yüzden gelin, birbirimizi anlamaya çalışalım.

Birbirimizin hikâyesine kulak verelim…

Birbirimize biraz zaman ayıralım…

Çünkü hayat, sonunda elimizde biriktirdiğimiz eşyalardan çok, insanların kalbinde bıraktığımız izlerle hatırlanacak.

Şimdi dönüp kendimize soralım:

Bugün kimin elinden tuttuk?

Kimin derdini dinledik?

Kime umut olduk?

Kimin yolunu biraz olsun kolaylaştırdık?

Belki de hayatın en önemli soruları bunlar. Çünkü yarın geriye dönüp baktığımızda, kaç kilometre yürüdüğümüzden çok, o yolda kimlerin yanında olduğumuzu hatırlayacağız.

Öyleyse…

Hadi birbirimizi bekleyelim…

Önde giden biraz yavaşlasın…

Geride kalan biraz cesaret bulsun…

Düşen, uzanan bir el görsün…

Kaybolan, kendisine yol gösterecek bir ışık bulsun…

Hiç kimse kendisini bu hayatın dışında, bu yolculuğun kenarında kalmış hissetmesin.

Belki yolumuz uzun…

Belki önümüzde daha aşmamız gereken çok yokuş var…

Ama yan yana yürüdüğümüzde, hiçbir yol gözümüzde büyümez. Çünkü hayatın güzelliği, ne kadar hızlı gittiğimizde değil; birlikte ne kadar güzel yürüdüğümüzde saklıdır.

Bugün birbirimize bir iyilik yapalım…

Bir selam verelim…

Bir gönle dokunalım…

Bir kırgınlığı bitirelim…

Bir dostun kapısını çalalım…

Hiç çekinmeden söyleyelim: “Ben buradayım.”

Sonra da…

Hadi hep birlikte yürüyelim.

Sessizce…

Samimiyetle…

El ele…

Omuz omuza…

Çünkü belki de bu hayatta varacağımız en güzel yer, birbirimizi geride bırakmadan ulaştığımız yerdir.

Unutmayalım:

Yol uzun olabilir. Ama yoldaşımız varsa, hiçbir mesafe aşılmaz değildir…

 

Yorumlar(0)
Yorumunuz minimum 30 karakter olmalıdır.
Müşteri destek ekibimiz sorularınızı cevaplamak için burada. Bize herşeyi sorabilirsiniz. WhatsApp ile size anında dönüş yapılacaktır.
Merhaba, size nasıl yardımcı olabilirim?